22 Temmuz 2009 Çarşamba

20 Yaş Dişi, Çekti Fişimi

Ne kadar sancılıyım bu aralar anlatamam! Koskoca adam olduk, eşek kadar adam olduk 20'likler sapıttı, azıttı, bir haller oldu kendilerine.
Görenler korkmasın! Bu benim ağzımın röntgeni değil, sadece bir yerden arak...
20'liklerin neden bu kadar anlamsız yaşlarda çıktığını biraz araştırmak istedim. Aha da çıkan sonuç:
Yabancıların “akıl dişi” de dedikleri 20 yaş dişleri geç çıktıkları gibi, çoğu kez problem de yaratırlar ve diş hekimlerince derhal çekilmeleri önerilir. Aslında çiğnemede pek fonksiyonu da olmayan bu dişler bize henüz yiyeceği pişirerek yemeyi keşfedemeyen atalarımızın mirasıdır. Onların çiğ yiyecekleri yemek için daha kuvvetli bir çeneye ve dişlere ihtiyaçları vardı.

Zaten diğer bütün dişlerimiz de aynı anda çıkmaz. Önce süt dişleri çıkar. Onlar döküldükten sonra ön dişler ve köpek dişleri çıkar sonra da azı dişleri. 20 yaş dişleri bu sırayı biraz gecikerek takip eder. Bütün bu olaylar olurken de çenemiz gelişmeye devam eder, ancak 20 yaşını geçtikten sonra yirmi yaş dişlerine çene kemiğimizde yer açılır.

İnsanlık geliştikçe yirmi yaş dişine de çenemizde o kadar az yer kalıyor, yani insanın evriminde çene gittikçe küçülüyor. Bu nedenle bazı insanlarda bu dişler hiç çıkmadan gömülü olarak kalabiliyor. Yerine tam oturamadığından çürüyebiliyor, iltihap yapabiliyor. Bir fonksiyonu olmadığından da diş hekimleri çekip almayı tercih ediyorlar.

Görevleri sadece çiğnemek olmasına rağmen dişlerimizin içinde sinirler de vardır. Bu sinirler dişlerimizle ilgili acı, ağrı ve ısıyı beynimize iletirler. Yani dişimiz çürürse sinir bir problem olduğu konusunda beynimizi ikaz eder ama nedense bu ikazı diş çürüdükten, iş işten geçtikten sonra yapar, diş hekimleri de o dişi kurtarmak için önce sinirini alırlar.

14 Temmuz 2009 Salı

Konuşma Aşkına!

Anlamadım, galiba her yer bu reklam ile çalkalanmaya başladı bugün, ki haklılar... Avea'nın yeni reklamında Melis Birkan ve Ozan Güven olunca herkes kitledi kaldı. Ben de Melis Birkan'ın güzelliğine kitlendim açıkçası. Avea bu reklam filmiyle hanımları ve beyleri nasıl ekran başına çekip kendilerini izlettireceklerini iyi bilmiş. Tebrik ediyor video ile baş başa bırakıyorum...

7 Temmuz 2009 Salı

Suda Nefes Almak


Nefes alıp vermemizin amacı vücudumuzun oksijen ihtiyacını karşılamaktır. Oksijen vücudumuzun yakıtının yani gıdaların ve yiyeceklerin yakılmasında kullanılır. Nefes alırken ciğerlere alınan havada oksijen miktarı yüzde 21, dışarı verilende ise %16′dır.

Elementlerin ilginç bir kimyasal özellikleri vardır. İki veya daha fazla element bir araya gelip kimyasal bir reaksiyona girdiklerinde, ortaya, onu meydana getiren elementlere benzemeyen yeni bileşimler çıkar. Aynı elementlerin değişik kombinasyonlarla meydana getirdikleri değişik bileşenlerin birbirleri ile alakaları yoktur, her yönden çok farklıdırlar.

Aynı şekilde hidrojen ve oksijenden oluşmuş su da farklı özellikler taşır ve içindeki oksijen artık bizim ciğerlerimizde kullanabileceğimiz şekilde değildir. Zaten balıklar da suyun yapısındaki oksijeni kullanmazlar. Onların suyun altında soludukları oksijen, suda çözülmüş, gaz halindeki oksijendir. Bu oksijenin sudaki çözülmüş şekli, bira, soda ve kola gibi içeceklerin içindeki, kapağı açınca kabarcıklar halinde dışarı çıkan karbondioksite benzer.

Balıklar sudaki çözülmüş oksijeni solungaçları vasıtasıyla alırlar. Aslında bu iş balıklar için kolay değildir ama soğukkanlı hayvanlar olduklarından oksijen ihtiyaçları da pek fazla değildir. Balina gibi sıcakkanlı hayvanlar ise oksijeni insanlar gibi havadan alırlar çünkü onlar için solungaçlar yoluyla sudan oksijeni yeterli miktarda temin edebilmek imkansızdır.

Suyun içindeki oksijen miktarı az olduğundan ciğerlerimizin yüzey alanları yeterli oksijeni alacak kadar geniş değillerdir. Yoksa ciğerler sıvıların içindeki oksijeni alabilecek özelliktedirler. Örneğin, içinde zengin miktarda çözülmüş oksijen bulunan flora karbon adlı sıvının içindeki oksijeni rahatlıkla alabilirler.

Sonuç olarak su, oksijenden meydana gelmiş olsa bile 2 adet hidrojenle yaptığı bağlantıdan dolayı içinden oksijeni çıkartıp almak ve solumak mümkün değildir. Balıklar gibi yapıp içinde çözülmüş halde bulunan oksijeni almaya kalkınca da bunun miktarı vücudumuzun ihtiyacını karşılamıyor. Yani asıl sorun, biten çoğu ilişki sonunda söylenen söz olan "sorun sende değil, bende" tadında, ciğerlerimizde değil suyun kendisinde!

6 Temmuz 2009 Pazartesi

Avea ile Hayatın 3G Hallerini Öğrendik

Bünyeyi verdik tatile 29 Haziran itibariyle. Antalya'nın keyfini çıkarttık doya doya. Elbette özel hayata dair fotoğrafları buradan göstermeyeceğim. Yoo yoo, daha neler!
Yalnız enteresan olan şey Antalya Beach Park'ta rastladığımız Avea hadisesiydi. 30 Temmuz'da cep telefonlarımıza ve hayatımıza 3G girecek biliyorsunuz. Avea'cılar da boş durmamışlar şehir şehir gezip 3G nedir, yenilir, yutulur mu, ne yapılır, ne yapılmazı vatandaşıma öğretmek amaçlı görevlilerini salıvermiş Türkiye'nin çeşitli yerlerine.
Siz de denk gelirseniz gidin görün derim... Ben de iyiden iyiye Avea partizanı oldum ha...=))

2 Temmuz 2009 Perşembe

Duyamadım, Roko Yiyordum?!

Tırı vırı bilgilerle donattığım bloguma işte bir yenisi daha! Dırıt dırıt!!!
Dondurma markalarından Roko'nun yaptığı sitesini söyleyeceğim size... Gerçekten tırı vırı! Yok ismim kaç Roko edermiş, yok hayallerim kaç roko edermiş... Bir de Cem Uzan tribinde (hatırlarsanız benzin 1 TL olacak gibi bir cümle sarfetmişti beni benden alan) 1 Roko = 1 TL demişler... Devrim Kabataş yazdım merakımdan 52,35 Roko çıktı iyi mi! Ulan bir kere de şansım dönsün zaten İstiklal'in ortasında tek başıma timsah yürüyüşü yapacağım!
Gidin bakın madem siz de: [Roko]