27 Nisan 2009 Pazartesi

Sivrisinekler İnsanı Neden Isırır?

Yaza pek bir şey kalmadı. Hepimiz sivrisinek saldırılarına açığız demek oluyor bu. O yüzden bu konuda da bilinçlendirmek bana düştü...
İnsanların kanlarını emerek yaşayan sivrisinek türlerinin yalnız dişileri kan emer. Dişiler de insanların kanlarını kendi yumurtalarını üretebilmek için protein sağlayabilmek amacıyla emerler. Birçok cinste dişi sivrisinekler en azından ilk yumurtalarını kana ihtiyaç duymadan üretebilirler, fakat sonraki yumurtaları için kana ihtiyaçları vardır. Bulabildikleri her canlının kanını emerler, hatta deniz yüzeyine gelen balıklar bile ellerinden kurtulamaz. Erkekler çiçek özleri ile beslenirler. Yumurta üretme gibi bir dertleri olmadığından insanları sokmazlar.

Dişi sivrisinekler avlarının yerlerini duyargaları ve üç çift bacaklarındaki alıcılarla bulurlar. Alıcılar ile nem, ter ve ısı özelliklerini saptarlar. Sivrisineğin duyargaları bir santigradın binde biri kadar sıcaklık değişimlerini algılayabilecek kadar hassastır. Dişi sivrisinekler insanın nefes verirken çıkardığı karbondioksit bulutu içinde, ileri geri hareketler yaparak bu bilgileri değerlendirirler, avın yararlı olacağına karar verirlerse eyleme geçerler. Bazılarının ’sivrisinek bana dokunmaz’ demelerinin esas nedeni ter ve nefes kokularının, sivrisinek için cazip ve özendirici olmamasıdır.

Sivrisinek sanıldığı gibi içi delik ve sivri uçlu bir boruyu deriye sokarak kanı emmez. Sivrisinekte ağzın altındaki kesede iki tüp, iki de neşter olarak kullandığı testere ağızlı bıçak vardır. Önce bıçaklarla deride delik açar, sonra tüplerden biri ile tükürüklerini bu deliğin içine akıtır.

Bu tükürük insan kanının pıhtılaşmasını önler, böylece ikinci tüpü sokarak, sıvı kanı size fark ettirmeden kolayca emer. Eğer bir dakika içinde hala fark etmediyseniz, deposu kanınızla dolu olarak, kafayı bulmuş şekilde derinizden ayrılır.

Sivrisinekleri tahrik eden şey nefesinizdeki karbondioksit oranı ile derinizdeki ısı ve nem oranı olduğundan, özellikle geceleri sivrisinek hücumlarını geçiştirebilmek için, çok sık nefes alışverişi gerektirecek fiziksel hareketler yapmamanız (Şşş evladım! Sevişmeyin demiyoruz elbette :)), teninizi serin ve kuru tutmanız gerektiğini unutmayın.


20 Nisan 2009 Pazartesi

Google Analytics'ten İnciler

Bu seferki post bambaşka olacak, güvenin bana...
Normalde sadece tırı vırı bilgilerle donatmayı planladığım blogumu arada bir rayından çıkarıp şenlendirmeyi planlıyorum gerek Google Analytics sayesinde, gerekse başka türlü...
Dün gece Google Analytics'ten ne gibi keywordlerle aranıp bloguma ulaşıldığıma baktığımda aklım hayalim şaştı. İnanmazsınız şimdi bana diye de screen shot'ımı çakıyorum hemen sağ üst köşeme... Ve işte karşınızda Google Analytics'ten keyword incileri:
  • 2009 öpüşmeleri ("And the best kiss oscar goes to....")
  • Alkollü içki içmek ile ilgili müzik (alkollü içki içmek?!?!)
  • Evlenince deprem olur mu (ahahah olayı farklı algılamış arkadaş galiba)
  • Filtrelenmemiş seks videoları (ben de sanıyorum okuyucularım aklı başında, uslu tipler! Allahım ben bu keyword'ü haketmek için naptım!)
  • Gençlerin öpüşmesi (tahminimce orta yaşlı biri bakmış)
  • İlk dudaktan öpme sanatı (ilk dudak?!)
  • Japonların öpüşmesi (Niye illa Japonlar?!)
  • Tüm Çinliler zıplarsa dünya yörüngesinden çıkar mı? (Korku dolu, titrek ellerle yazmıştır eminim bunu hahah)
  • Çin öpüşmeleri
  • Zerafet öğreten siteler (En çok da buna şaşırdım! Zerafet? Ben? İlahi Google! Beni buna layık gördüğün için teşekkürler)
  • Yağmurda koşan neden ıslanır (Nutkum tutuldu! Nasıl bir zekadır tanrım!)

17 Nisan 2009 Cuma

Kendi Sesimizi Duyunca Neden Garipseriz?

Evet, telesekretere konuşamayanlardanım belki Teoman'ın dediği gibi... En az sizin kadar kendi sesimi duyunca garipsiyorum gerek telesekreterde, gerek kamera kayıtlarında (Yanlış anlaşılmasın medyada yer almıyorum. Alsam burda işim ne lan?!) gerek orda, gerek burda...
Konuya açıklık getirmek adına araştırma yaptım. İnsan teybe kaydedilmiş kendi sesini dinlerken hayli şaşırır. Hatta o sesin kendisine ait olmadığını bile söyleyebilir. Halbuki bir başkasının sesi teypten dinlenirken normal konuşma sesi ile bir fark duyulmaz. Ses, havada gözle görülmeyen dalgalar halinde yayılır. Bu dalgalar kulağımıza girip orta kulağımızdaki kemikleri titreştirdiklerinde beyne giden sinyaller vasıtasıyla o sesi duymuş oluruz. İnsanın kendi sesi kendisi için özeldir. Sizin dışınızdaki herkes sesinizi sizin duyduğunuzdan daha farklı duyarlar; çünkü onlar sizin ağzınızdan çıkıp, havada ilerleyip kulaklarına gelen sesi duyarlar ama siz kendi sesinizi 2 farklı yoldan işitirsiniz. Bir taraftan ağzınızdan çıkan ses havada yol alıp, diğer insanlara ulaştığı gibi kendi kulağınıza ulaşır. Diğer taraftan da başın içinden, kemiklerden, kaslardan geçerek içerden kulaklarınıza ulaşır. Beyin bu iki farklı yerden gelen bilgileri birleştirir ve siz kendi sesinizi duyarsınız. İnsanın başı içinde kemikler, kaslar, sinüsler, beyin ve çeşitli salgılar vardır. Bunların kimi sert, kimi yumuşak, kimi de sıvıdır. Bunların her birinin sesi geçiriş özelliği farklıdır. Kafa içindeki iletişimde genel olarak sesin düşük frekanslı kısımları kuvvetlenir. Bu nedenle sesiniz kendinize başkasının duyduğundan daha farklı tonda gelir. Teypteki sesiniz ise kulaklarınıza diğer insanlara ulaştığı gibi havadan ulaşır. Aslında o sizin, herkesin tanıdığı hakiki sesinizdir; ama size yabancı gelir. Kafanızın içinden gelen sesi daha iyi duyabilmek için iki kulağınızı sıkı sıkıya kapatın ve konuşun. Duyduğunuz ses aşina olduğunuz sesinizin kafanızın içinden geçip gelen kısmıdır.
Gördüm ulan! İşaret parmaklarını kulaklarına bastırıp "ooo sooleee miyooo" diye haykırdın! Hahahha

14 Nisan 2009 Salı

Türkiye'nin Sinir Haritası

İşte bir Türkiye gerçeği! Ne kadar sinirliyiz?
Bir internet sitesinde 22 bin üyesiyle bir test gerçekleştirilmiş. 15 sorudan oluşan test "Ne kadar sinirlisiniz?" başlığını taşıyormuş. Buna göre en sinirli il Sivas, en sakin il Tekirdağ çıkmış. En sinirli yaş grubu 18 ve altı. 36'dan sonra bünye iyice sakinleşiyor.
Erkekler kadınlardan daha sinirli ama duygularını uçlarda yaşayan kadınların da tersi pek fena. Testi çözen her yüz Sivaslı'nın 64'ü, teste "asabi" yanıtlar vermiş. Sabah alarmı yüzünden telefonunu yere çalanlar da, üzerine su sıçratan arabaya küfür edenler de en çok Sivas'tan çıkıyor. Sivas'ı %50 ile Aydın, %43 ile Çanakkale %30 ile Balıkesir, %29 ile İzmir takip ediyor. Sakinlik birincisi yüz kişiden 61'inin verdiği ılımlı cevaplarla Tekirdağ! Tekirdağlılar, eşşek şakalarını "nispeten" hoş karşılıyor; yüksek sesle müzik dinleyen komşularıyla kavga etmek bir kenara, sevdikleri şarkının çıkmasını bekliyor. Tekirdağ'ı %60 ile Samsun, %56 ile Eskişehir, %53 ile Hatay, %52 ile Ankara takip ediyor. Testi çözen her 100 İstanbullu'dan 31'i asabi yanıtlar verirken, İzmirliler'in % 29'unun, Ankaralılar'ın ise % 25'inin sinirli olduğu göze çarptı.
Teste göre erkekler yüzde 3'lük farkla kadınlardan daha sinirli. Testi çözen her 100 kadından 50'sinin sakin mizaçlı olduğu göze çarpıyor. Teste göre ya çok sinirli ya da çok sakin olmaya meyilli olan kadınlar sinir konusunda da uçlarda yer alıyor. Ortalama sinir sahibi kadına pek rastlanmıyor. İnsanlar yaşlandıkça sakinleşiyor. 18 ve altı yaş grubu en sinirli. Onları % 30 ile 19-25 yaş, % 27 ile 26-35 yaş ve % 22 ile 36 üstü yaş grubu izliyor...

12 Nisan 2009 Pazar

Beynin Gigabyte Cinsinden Kapasitesi Nedir?

Bu soruyu insan beyninin bir bilgisayar gibi olduğunu farzedersek cevaplayabiliriz. Mesela, eğer her bir nöron 1 bit bilgi tutabiliyorsa, beynimiz 4 terabyte'lık bilgi tutabilirdi, ki bu da 4000 Gigabyte'a tekabül ediyor. Fakat her nöronun 1 bit'ten faha fazla bilgi tuttuğunu düşünürsek, sinapsislerin seviyesi kadar bilgi tutulabilir. Nöron başına aşağı yukaru 50.000 sinapsis düşer. Bu bilgiye dayanarak da beynin kapasitesi 500 terabyte ve belki daha fazla olabilir.
Elbette bunlar yanıltıcı cevaplar olabilir; çünkü insan beyni standart bir bilgisayar gibi değil.
Hadi yırttınız, bu kez okura ödev vermiyorum :)

3 Saniyelik Hafızaya Sahip Olan Şey Nedir?

Yeni başlayanlar için söyleyelim: Japon balığı değil!
Yaygın kanının aksine, bir Japon balığının hafızası birkaç saniyelik değildir. 2003 yılında Plymouth Üniversitesi'ndeki Psikoloji Okulunca yapılan bir araştırma hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde, Japon balığının en az 3 aylık hafızaya sahip olduğunu ve değişik şekilleri, renkleri ve sesleri ayırt edebildiğini gösterdi. Japon balıkları, karşılığında yiyecek kazanmak üzere bir manivelayı hareket ettirmek için eğitildiler; manivela günde yalnız 1 saat işleyecek şekilde ayarlandığında Japon balığı onu doğru zamanda harekete geçirmesini çok geçmeden öğrendi. Bir dizi benzer çalışma, çiftlik balıklarının algılanabilir bir işarete karşılık olarak belirli zamanlarda ve yerlerde beslenmek üzere kolaylıkla eğitilebildiğini gösterdi.
Şu noktada başlıktaki soruya geri dönüyoruz... Her zaman size bir şeyleri öğretecek değilim. Benim de araştırıp bulamadığım şeyler var elbet. (Okura Ödev #7: 3 saniyelik hafızaya sahip olan şey nedir?)

9 Nisan 2009 Perşembe

Devrim Twitter'a "Varım!" Diyor!

Bayanlar, baylar! "Zaman sana uymuyorsa sen zamana uy" mottosunu benimseyerek Twitter çılgınlığına bugün itibariyle ben de dahil oldum. Gün içinde spammer gibi birer cümlelik Tırı Vırı Şeylerimle karşınızda olacağım.
Böyle alalım sizi: [böyle]

4 Nisan 2009 Cumartesi

Öpüşme Tarihi, Sanatı, Adına Her Ne Diyorsanız...

Tarihçiler aslında çok da bir şey bilmiyorlarmış bu öpüşmenin tarihi hakkında. Görünüşe göre M.Ö 1500 yılları civarında Hindistan'da yazılmış olan Vendic Sanskritleri'nde insanların öpüşmeleri tarif edilmeye başlanmış. Tabii bu, bu tarihten önce kimsenin öpüşmediği veya Hintlilerin ilk öpüşenler olduğunu göstermez değil mi bilinçli okuyucum, okuduğumuzu anladık mı cevap verenim? Belki de ressamlar ve yazarlar sanat ve literatürde işlemek açısından öpüşmenin çok özel olduğunu düşünüyorlardı kim bilir?
Yazılarda ilk bahsi geçmesinden sonra öpüşmenin birkaç yüz yıl daha pek fazla geçmemiş sanat ve literatürde. Hintli epik şiir "Mahabharata"'da tutkunun simgesi olarak dudaktan öpüşmeyi tarif edilmiş. Biliyorum bu noktada hepinizin aklına aynı şey geliyor. Ben de tam oraya parmak ata, ayh basacaktım :) Gene Hint orijinli yazı olarak "Vatsyayana Kamasutram", hepimizin bildiği ismi ile "Kama Sutra" da öpüşmenin değişik hallerini (!) tarif ediyor.
M.S 6. yüzyılda öpüşmenin öğrenilen bir davranış olduğuna inanan antropolojistler, Yunanlıların öpüşmeden Büyük İskender'in M.Ö 326'da Hindistan'ı ele geçirmesiyle haberdar olduklarını farzediyorlar.
Batıya gelirsek... Roma İmparatorluğu günlerine kadar pek bir kayıt yok öpüşmeye dair. Romalılar arkadaş ve aile bireylerini selamlamak için öpüşüyorlardı. Vatandaşlar ise hükümdarlarının ellerini öperlerdi. Ve tabii doğal olarak da romantik partnerleriyle (Nasıl bir tabir uydurdum! Romalılar kovalasın beni!) öpüşüyorlardı. Hatta Romalılar öpüşmeyi 3 kategoriye ayırmışlar:
- Osculum: Yanaktan öpüşme
- Basium: Dudaktan öpüşme
- Savolium: Derin derin öpüşme
Daha sonra Romalılar bugünlere kadar gelen birkaç öpüşme adetlerine başladılar. Eski Roma'da çiftler bir grup insan önünde çok tutkulu öpüşünce nişanlanmış oluyorlardı. Bu durum herhalde modern çiftlerin nikah kıyılınca öpüşmelerine bir neden. Gene Eski Roma'da politik seferberliğin bir parçası olarak öpüşmeyi kullanıyorlardı.
Hristiyan kiliselerinde öpüşmenin de bir rolü vardı. Hristiyanlar genelde birbirlerini selamlarken yukarıda dediğim osculum ile veya kutsal öpücük kullanırlarmış. Bu adete göre, öpüşen 2 insan arasında kutsal öpücük sonucu ruh transferi olurmuş. Birçok araştırmacı bu öpücüğün amacının kilise üyelerinin arasındaki bağları kurmak ve topluluğu kuvvetlendirmek olduğuna inanıyor.
1528'e kadar kutsal öpücük Katolik kitlesinin bir parçasıydı. Her ne kadar bazı dinler kutsal öpücüğü kapsasa da öpüşmek batı kültüründe daha yaygın olarak yerini koruyor. Bugünlerde insanlar birbirlerini birçok neden için öpebiliyor. Tabii her öpüşme iyi şeyler olduğu zaman olmuyor. Romeo ve Juliet'te öpüşmenin iki yanlış insan arasında olduğunda tehlikeli ve ölümcül olduğunu gösterilmiş. Bazı halkbilimciler ve edebi kritikler ise yanlış insanı öpünce fiziksel ve duygusal tehlikelerin sembolü olarak vampirizmi örnek vermişler.
Dünyada birçok kültür öpüşüyor; ama öpüşmenin yeri ve zamanı konusunda değişik görüşler var. 1990'larda Japonya'da gençlerin öpüşmeleri ile ilgili makaleler yazılmış çizilmiş, ki Japon kültürüne göre öpüşmek private olması gereken bir aktivite.
Neyse, çok uzattık... Şimdi de biraz fiziksel etkilerinden bahsedeyim. Öpüştüğünüzde hormonlar ve nörotransmiterler vücut içinde cirit atarlar. Endorfinle birlikte örofi üretirler iyi bir öpüşme sırasında. Buna ek olarak, kalp atışları hızlanır, damarlar genişler. Böylelikle hiçbir şey yapmadan sadece ayakta durmanızdan daha fazla oksijen girer vücuda. Koku ve duygular arasında bir bağ var. Öpüştüğünüz kişiyi kokladığınız araştırmacılar tarafından kanıtlanmış bir şeydir, boşuna saklamayın. Ayrıca, öpeceğiniz kişiyi tercih etme konusunda ise vücudunuz da rol oynar. Araştırmalar, ah o gözü kör olası araştırmalar, diyor ki kadınlar kendininkilerinden farklı bağışıklık sistemi proteinlere sahip olan erkeklerle öpüşmeyi tercih ediyor. Buna paralel olarak da "Böyle farklı proteinleri bulmuşken çocuk yapalım" diyen çiftlerin daha sağlıklı dölleri oluyormuş. Bilimadamları da buna karşılık kadınların belki de bu proteinleri öpüşürken koklayabildiklerini ve de o kokladıkları şeyin partenerlerini çekici hale getirdiklerini söylüyor.
Yalnız unuttuğumuz bir şey var... Yeni bir öpüşme tipi türedi son zamanlarda: air kissing! Nişantaşı-Etiler civarında, sosyetik insanlar arasında pek bir yaygın. Hadi nasıl yapıldığına bir göz atalım da "eksik etek" demesinler sonra bizlere... (Okura not: Biliyoruz la eksik eteğin kadınlar için söylendiğini. Yemezler... Hadi bakiim)